savaş çocukları size yüreğini açıyor

kitaptan okumak

Hafızalarda ve yüreklerde hâlâ tazeliğini koruyan hiçbir acı ile ilgili uzun uzun konuşmak, tahminlerde bulunmak, fikir beyan etmek istemem çoğu zaman. Okumak zihin açar ama bazen bu da biz sıradan insanlar için nafiledir. Dehşetle gerçekten burun burun geldiğinizde acının keskinliğini kâğıttan okurken hiç de tahmin edemediğinizi anlarsınız. Bu duygu biriciktir, yüreğe ani bir darbeyle giren bir kurşun gibi ağırdır, yaşanılan bu deneyim de. Başkasına bu deneyimi sözcüklerle anlatabilirsiniz ama hiçbir zaman tam olarak aktaramazsınız. Ancak karşınızdaki kişinin, sizin deneyiminize yakın bir deneyim yaşaması hâlinde, sizin duygularınıza da yaklaşma ihtimali ortaya çıkabilir.

İki günlüğüne gittiğim Sarajevo’da  tesadüfen gitmeye karar verdiğim bir müze, bana böyle bir deneyimi sundu.

sarajevo klasiği…

çocukların müzesi

Başçarşı’da sabah kahvemi içerken elimdeki küçük kitapçığı biraz karıştırmış, gün içinde ziyaret edebileceğim yakınlardaki müzeleri tek tek bulmuş, içerikleriyle ilgili bilgi toplamıştım. Bu müzenin adını haritada gördüğümde ise açıkçası zihnimde hiçbir şey canlanmadı. Bu müzeden önce gitmeyi planladığım çok daha ünlü ya da ünlü kişilere ait müzeler vardı. Bu müzenin, diğer ünlü müzeler arasında önem ve değer açısından üst sıralarda yer alma ihtimalinin düşük olduğunu düşünerek sadece yolumun üstünde olduğu için gitmeye karar verdim.

bahçesinde çocuklar oynayan müze

Elimde cep telefonu, haritayı kontrol ederek yürürken aradığım yere gelmiş olmam gerektiğini fark ettim. Kafamı kaldırıp sağa sola baktım. Kaldırımı kapatmış arabaların arasından geçtim. Burada bir yerde olmalıydı ama iki bina arasındaki bir boşlukta delicesine koşturan, bisiklete binme sırasının kimde olduğuna dair tartışan çocukları gördüm. Belki bir kreş ya da bir okul vardı burada. Biraz daha yaklaştım. Müzenin tabelasını gördüm: MUZEJ RATNOG DJETINSTVA/WAR CHILDHOOD MUSEUM. Kapının girişinde kucağında bir köpekle bir kız poz veriyordu. Fotoğrafı çekmelerini bekledim. Ardından, sabrım için teşekkür ederek beni içeri buyur ettiler.

oyuncaklar…

Açıkçası, ara sokakların birinde, sıradan evlerin arasındaki bu müze içeri girdiğimde tavanda asılı askıları ve misafirler için özel dolaplarıyla beni şaşırttı. Ortamı oldukça temizdi ve oldukça titiz şekilde düzenlendiği belliydi. Müze ve müzenin konsepti ile ilgili bilgiyi görevli daha ben sormadan anlatmaya başladı. İngilizce ve Sırpça hazırlanmış sesli rehberi bana vererek her hikâyeyi mutlaka dinlememi tavsiye etti. Perdeyi aralayıp içeri girdiğimde camekânların içinde yerleştirilmiş oyuncaklarla karşılaştım.

çocukluğunu savaş sırasında geçirmek 

Fikri ortaya atan ve bu müzenin açılmasını sağlayan kişi, savaş başladığında henüz dört yaşında olan bir Boşnak, Jasminko Halilovic. İki buçuk yıl süren savaş ile ilgili politikacıların, askerlerin, herkesin kendi hikâyesini anlatma fırsatı bulduğunu ama sadece çocukların bu hakkı kullanamadığını düşünerek ve bunun adil olmadığını hissederek çocukların da savaşla ilgili kendi hikâyelerini anlatabilecekleri bir proje üretmeye karar vermiş Halilovic. Çünkü onların da tecrübelerinin belgelendirilmesi ve değerlendirilmesi gerektiğine inanmış. Böylelikle 2009’da, kitaplaştırmak amacıyla, internet sitesi aracılığıyla insanlara bir soru yöneltmiş: savaş sırasında çocukluğun nasıl geçti /nasıldı? Cevaplar 160 karakter ile sınırlandırılmış. Bu bilgileri aldığım videoda bu cevaplardan bazı örnekler de var. Mesela 88 doğumlu biri “Balkonda, beş litrelik teneke kutuda yıkanmak. Benim için hâlâ değerlidir.” demiş. Başka biri “babamın annen vefat etti dediği geceyi hatırlıyorum. Baban vefat etti dedikleri cümleyi hatırlıyorum. Allah’ın belası savaş.” Bazı anılar hüzünlü, bazıları komik, bazıları çoğu derece can yakıcı, düşündürücü. Daha ilk gün 100’den fazla kişi cevap yazmış Halilovic’e. Çalışma iki buçuk yıl sürmüş. 1.100 kişinin verdiği cevapla çocukların savaş deneyimini resmeden bir kitap ortaya çıkarılmış. Boşnakçası 2013’te, 2014’te Almancası, 2015’te ise Japoncası (Türkçesi de olsaydı güzel olurdu!) yayınlanmış.

müze fikri

Müze fikri aslında tam da bu kitap için insanlardan bilgi toplama aşamasında ortaya çıkmış. Halilovic’e cevap veren insanların bazıları, gönderdikleri cevaba ek olarak ellerinde varsa savaş zamanından kalan bazı eşyaların fotoğraflarını çekip bu eşya ile ilgili anılarını da yazıp göndermişler. Böylece Halilovic, bu tip eşyaları pek çok insanın sakladığını fark etmiş. Diğer fark ettiği şey ise bu saklanan eşyaların diğer insanlara gösterilme ve deneyimlerin paylaşılma isteği olmuş. Halilovic, müze fikrinin oluşumu, müzenin yapısı ve çalışmaları üzerine ayrıntılı bilgi verdiği videosunda insanların çeşitli vesilelerle göç ettiklerini, savaş zamanında yaşadıkları yerlerden ayrıldıklarını ve bu nedenle de şu ana kadar bir şekilde saklanmış olan savaştan kalma eşyaların birer birer yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor. İşte bundan sonra müzeyi kurmak üzere kolları sıvamışlar.

2016 Aralık ayında açılan müze şu an üç ana kol üzerinden çalışmalarını yürütüyor; araştırma, sergi ve eğitim. Mesela eğitim bölümündeki amaçları öğretmen ve öğrencilerle çalışmak, onlarla okul içi ve dışı etkinliklerde buluşmak, atölyeler düzenlemek ve ayrıca savaşı yaşamış bugünün yetişkinlerine psikolojik destek sağlayabilmek. Üç kolun da çalışmaları gayet dikkate değer, önemli ve ciddi.

Müzenin üç partneri bulunmakta (Psiholab, The Historical Museum of Bosnia and Herzegovina ve Forum ZFD). Aralarında Avusturya ile Bosna Hersek Büyükelçiliklerinin de bulunduğu 8 destekçisi var. Halilovic ise şu an ayrıca Udrudjenje Urban adlı derneğin kurucusu ve başkanı. Aktif bir adam. Önemli çalışmalar yapmakta. Halilovic’in çalışmalarına ayrıca bakmak lâzım.

paramparça gülümsemek

Şu an sergilenen eşyalar anladığım kadarıyla zaman zaman farklı temalar işlenerek değiştirilecek. Müzenin şu an elinde 3000 kadar eşya bulunmakta. Şu anki sergide ise 50 kadarını görebilirsiniz. Hepsi de insanı zaman zaman güldüren, düşündüren ama hep kalbi burkan bir hikâyeye sahip.

Mesela bu elma…

Hemen arkasında ise şu kart bulunmakta:

Ljiljian şöyle anlatmış bu elmanın hikâyesini:

“Bu elmayı yer miydiniz?

Savaş boyunca o kadar çok şeyimiz yoktu. Savaş bittikten çok sonra, bir gün bu elma benim oldu. Çok sevindim ve elmayı hemen ısırdım. Elma mumdandı, alt bölümü çizilmişti ısırdığımda.

Mum parçacıkları dişlerime yapıştı. İşte benim savaşla ilgili çocukluk anım.”

Burada ise bir walkman var. Bunun kırmızısından bende de vardı. Kasetlerin moda olduğu vakitler. Bu anının sahibi 83 doğumlu Ramiza. Açıklamasını okurken aynı vakitlerde acaba ben ne yapıyordum diye düşünmeden edemedim.

Açıklama şöyle: “UN askerlerinin olduğu bölgenin başladığını gösteren dikenli tellerin dibinde saatlerce çömelerek onların bize bir şeker, pahalı bir yiyecek ya da oyuncak atmalarını bekledik. Sonra birden tam da benim kucağıma tellerin üzerinden bir şey uçuverdi. Eve gidene kadar zor bekledim. Aman o da ne! Paketi açtığımda anlam veremediğim bir alet gördüm. İşte o vakit ilk defa bir walkman görmüştüm. Hemen bir kaset takıp dinlemeye başladım. Arkadaşlarımla müziği paylaşabildiğim vakitlerde çok ama çok mutluydum. Walkmanim maviydi…

Tükenmezle karalanmış, kan ve gri, kocaman bir beyinle kaplanmış kanvas çanta taşıdığı omzu yeşildi arkadaşımın. Ceviz ağacı yaprakları da yeşildi. Tam da ceviz ağacının altında olmuştu her şey. Kemik beyazdı. İnsan kemiğinin beyaz olduğunu o vakte kadar bilmiyordum. Onlardan birinin yanı başında bir yerde onun ayağı duruyordu. Deforme olmuş, kırılmış sanki bir oyuncak gibi. Şişmiş. Ona yarım metre kadar uzakta durdum o kan gölünün içinde bembeyaz ayakkabılarımla. Arkadaşlarımın beni oyun oynamaya çağırırken söyledikleri şarkı dolanıyordu kafamın içinde. Okuldan dönüyorduk.”

Müzeye gittiğinizde beyaz balerin pabuçlarının, mavi ayıcığın hikâyesini de göreceksiniz. Her hikâye üzerine tek tek düşünmeye değer. Ancak dikkatimi çeken bir şey daha vardı ki bu da çok anlamlıydı. Müzeye girdiğim vakit yalnızdım. Kulağımda kulaklık, savaşa dair çocukluk anılarını anlatanların videolarını dinliyordum. Aniden biri yanımda, boşta duran kulaklığı aldı, çantasını yere fırlatarak yanıma oturuverdi. İrkildim. 9-10 yaşlarında bir kız çocuğuydu bu. O kadar büyük bir dikkatle dinledi ki konuşmaları. Ablasıyla gelmişti. Oyuncaklara tek tek el ele baktılar. Bir süre onları izledim. Savaştan kalma oyuncaklara el ele bakan iki kız çocuğu… sonra 16-17 yaşlarında iki genç daha geldi. Onlar da sımsıkı birbirlerinin elini tutuyorlardı. Sonra birkaç kişi daha geldi. Etrafa baktım. Müzede benim dışımdaki bütün ziyaretçiler çocuktu. Çocukların kendini ifade etmesi için şans yaratmak istedik diyordu Halilovic, savaş çocukları müzesi fikrinin ortaya çıkışını anlatırken.  Amaçladığı şey, yerini bulmuş demek gerçekten. 

Sözün kısası, Sarajevo’ya gittiğinizde mutlaka savaş çocukları müzesini ziyaret edin. Yaşamının en güzel günlerini en unutulmaz acılarla geçirmiş çocukların sizi kocaman, her şeye rağmen sevgi dolu bir yürekle ve ağırbaşlılıkla, samimiyetle sizi beklediğini göreceksiniz.

Müzenin internet adresine buradan ulaşabilirsiniz.