Mirjana Karanović – hatalarını kabul edebilir, kırdığın insanlardan özür dileyebilir misin?

[fusion_text]

“Benim için en büyük başarı, şu an burada olmak…”

“Ah canım… dinle beni. Hayatta hiçbir zaman mutlu, daha mutlu, en mutlu gibi sıralamalar yapmayı sevmedim. Bu yüzden hayattaki en mutlu anımın ne olduğu sorusuna cevap vermem zor. Ama… sanırım… birine güvenebildiğim, açılabildiğim  her zaman mutlu olduğumu hissetmişimdir. Çünkü ödül almak, bir açılışa katılmak gibi diğer bütün mutlu anlar her zaman kısa süren şeylerdir. Krem şanti yediğin, ağzına bir şeker atıverdiğin anlar gibi kısa… Ama etrafında arkadaşların olduğunda o sıcaklık… yakınlık… İşte benim en mutlu olduğum anlar o vakitler.” Hayatınızdaki en büyük mutluluk neydi sorusuna böyle cevap veriyor Mirjana Karanović. Onu Belgrad’da, birkaç hafta önce, bir film sahnesinde ilk kez gördüm.

Cumartesi akşamüstü. Erken kalkmış, tüm gün çalışmıştım. Üst üste iki film bileti aldım. Yorgunluktan dolayı filme adapte olup olamayacağımdan emin değildim. İlk film güzel geçti, biraz canlandım… İkinci filmi ise pürdikkat izledim. Berlin Altın Ayı Film Festivali’nde de gösterilen film, hayattan ve insan psikolojisinden aldığı ilhamı dramatik, düşündüren ve zaman zaman da güldüren ama ele aldığı konunun ciddiyetinden de uzaklaşmayarak seyircinin ilgisini diri tutan, Sırbistan yapımı bir film. Sırbistan’a ait şeyleri görmüş olmanın dikkatimi canlandırdığını söylemek yalan olmaz ama bunun yanı sıra detaylar (silahla intihar etmeye karar vermiş bir kadının silahı doldurmaktaki acemiliği mesela… bu sahne belki 3 saniye sürüyor ama bu 3 saniyede izleyici olarak bizler bu kadının şu anki durumuna, psikolojisine ve geçmişine dair o kadar ipucu veriyor ki.) ve tekrarlanan kimi sahneler, traji-komik anlar, komik gibi görünse de aslında tam da acı ülke gerçeklerini yansıtan durumlar… Hepsi tek tek içime işledi. Ama en çok da bir tükenmiş bir kadının bakışlarını, hareketlerini bu derece başarıyla yansıtan başroldeki oyuncu dikkatimi çekti.

J. Hanım’a Ağıt – Rekvijem za gospodju J.

rekvijem za gospodju J. ile ilgili görsel sonucu

J. Hanım’a Ağıt; eski idari memur, orta yaşlı, mütevazi, kendi hâlinde bir kadın olan J. Hanım, kocası vefatının ardından tüm idari ve kişisel işlerini bitirip ailesinin güvence altına aldıktan sonra intihar etmeye karar vermiştir. Ancak önüne bir engel çıkar. Emekli olabilmesi (ikramiyeyi ailesine bırakacaktır) için geçmiş 20 yılda çalıştığını gösteren bir belge alması gerekmektedir. Ama bu iş oldukça karmaşıktır. Ölüm ise daha karmaşık… Açmazları, dramı ve trajedisiyle tam Sırbistan’dan bir film ve o kadar insanî… (spoiler vermiyorum!)

Bu yazının müsebbibi Mirjana Karanović filmin başrolünde. Bu filmdeki oyunculuğuyla Belgrad’ın en önemli kültürel etkinliklerinden biri ve aynı zamanda en prestijli festivallerinden olan  Uluslararası Film Festivali‘nde en iyi kadın oyuncu ödülünü almış. Geçen yılki ödülün sahibi de kendisiydi, üstelik ödülü almasına vesile olan filmin aynı zamanda yönetmen koltuğundaydı (Dobra Žena).

1957 doğumlu. Dolu dolu bir kadın Mirjana Karanović. Belgrad’ın kendisi için en güzel yerinin şehrin tam da ortasında kalabalıktan ve betondan kaçabilme imkânı verdiği için Ada Ciganlija olduğunu ve oraya hem paten sürmek ve koşmak hem de stresten uzaklaşmak için gittiğini söylüyor.

“Özür dilerim” sözcüğünü her zaman kullandığını ama bu sözcüğün bir şeyin, affetmenin yarısı olduğunu söylüyor. Özür, af ile tamamlanır diyor. Çoğumuzda olduğu gibi onun da bu konuda kalbini yaralayan şeyler var. Özrünün af ile taçlandırılmadığı zamanlar. Ama hatalı olduğu zamanlarda özür dilemekten çekinmediMirjana Karanović ile ilgili görsel sonucuğini, hâlâ affedilmediği konular olduğunu, bu durumla yaşamanın ruhsal olarak güç olduğunu ve ama yine de “özür dilerim” sözcüğünü kendisini hâlâ affetmemişlere tekrar söyleyeceğini hüzünle ve duraksayarak ifade ediyor bir televizyon programında.

pişmanlıklar… meydan okumalar…

Hayatta pişman olduğu şeyler arasında daha fazla yabancı dil öğrenmemiş olmak, sigarayı daha erken bırakmamış olmak (13 yıl önce bırakmış), fiziksel aktivitelerle az ilgilenmiş olmak var. Oyunculuk için ise keşke dediği, pişman olduğu, oynamak isteyip de oynayamadığı bir rol yok ama sürekli yeni bir meydan okuma hâlinde. Gazetelerden birine verdiği bir röportajda oyunculuk kariyeriyle ilgili şöyle söylüyor:

“Ben 3’lü, 4’lü salto atmayı bilen bir dansçı gibiyim. Farklı karakterler yaratmak istiyorum. Eğer ki bana sadece yürüyemem, arada hoplamam, kendi etrafımda dönmem gereken bir rol verirseniz bu beni heyecanlandırmaz. Ben en azından 2’li salto atabileceğim, kendimi ortaya koyabileceğim işlerden zevk alıyorum. Öncelikle kendim için istiyorum bunu. Bu beni mutlu ediyor. Rol seçerkenki ölçüm de bu. Daha önce yapmadığım şeylere atılmayı seviyorum. Yönetmenliğe başlamamın nedeni tam da bu.”

Mirjana Karanović her ne kadar farklı ve zorlayıcı rollerle meydan okumayı sevdiğini söylese de ısrarla sadece bir şeyin peşinden gittiğini ve hep aynı izlek peşinde bir şeylerin altını çizdiğini hissettim ben. Bence Karanović kendi oyunculuk yeteneğini insanın, insanca hataların ve en çok da kendi kadın kimliğini yok etmeden kendi toplumundaki tabuların üstüne gidiyor. Rekvijem za gospodju j.’de toplumun kenara sıkıştırdığı bir kadın vardı. Bundan önceki filmde ise kocasının savaş suçlusu olduğunu öğrenen ve aynı zamanda kanserle savaşan, ailesi tek sığınağı olan bir kadını canlandırdı. Aklımda kalan bir diğer rolü ise Grbavica: Esma’nın Sırrı adlı film. Burada ise Bosna savaşı sırasında tecavüze uğrayarak hamile kalan ve ama çocuğuna gerçeği söyleyemeyerek babasının savaş sırasında şehit olduğu yalanını söyleyen, hayatta yapayalnız kalmış bir anne vardı. Ama Rekvijem za gospodju j’de Karanović, bence, ruhunun tüm derinlikleriyle çaresiz, bıkmış ve ama içinde sonsuz bir güç taşıyan kadın rolünü zirveye taşımış.

“bir oyunun ya da filmin bir şeyleri değiştirebileceğine inanmaktan çoktan vazgeçtim.”

Karanović bu tür rolleri toplumsal açıdan da düşünerek bilinçli seçiyor kanısındayım. Ama onun topluma bir şey öğretmek, sanatını tamamen toplumsal yarara adamak gibi bir niyeti olduğunu sanmıyorum. Yukarıda andığım röportajında bir oyun ya da filmin toplumda bir şeylerin değişiminde rol oynayabileceğine inanmayı çoktan bıraktığını söylüyor ve şöyle devam ediyor:

“Bence bizde eksik olan şey diyalog. Bir şekilde eksik. Bir kere, karşıt görüş yok. Yetişen yeni nesil ve bizler için görüşerek konuşarak bir şeyleri netliğe kavuşturabileceğimizi anlamış olsaydık her şey daha kolay olurdu. Ama bizde argüman olmayınca nefret hakaret ve kaba güç baş gösteriyor. Biz hâlâ yenilgiyi kabul etmedik. Çünkü Sırbistan mağlup oldu. Ama yenilgi o kadar büyük ki bizim ne kadar üstün olduğumuzu, mağlup olmadığımızı gösterecek her şeye dört elle yapışıyoruz. Bunlar çok naif detaylar. Bizim yükümüzün tamamını taşısın diye mesela bir sporcuya, Novak Djokovic‘e ve Nikola Tesla, Ivo Andric gibi tarihten belli başlı kişilere takılıp kaldık. Her milletin kendi tarihinde yenilgileri ve zaferleri vardır ama buradaki asıl problem yenilgimizle yüzleşebilmemiz.”

Karanović’in rol aldığı filmlerin ana temalarını oluşturan izlekler bu sözler arasında gizli. Kendinle yüzleşmek, kendine yanlış yaptığını itiraf etmek…

Yazıyı Karanović’in Sırbistan seçimlerine ilişkin sözleriyle sonlandırıyorum…

“Bu ülkenin ve insanlarının yaşadığı sorun, yeterince olgun olmamamızdan kaynaklı hep bir kurtarıcı arama ihtiyacı. Biri gelsin ve aynı bizim babamız olsun. İşte bu yüzden bize büyük vaatlerde bulunan, güçlü olan herkese hemen bağlanıyoruz. Gerçeklik ne olursan olsun, ne olmuş olursa olsun insanlar bu yüzden Miloşeviç’e bağlandı, ona inandı. (…) Şimdi de benzer bir şey oluyor. Önderle duygusal bağ. Bence politikacılar toplumla duygusal bağ kurmak zorunda değil. Bu aşırı. Bu aşırı bir bağlılık ve inanç sanki o kişi mehti, sanki Allah da bizi kurtaracak. Bu hükümet Nusiç’in (Aziz Nesin desem çok yanlış olmaz sanırım) komedilerine benzemeye başladı gibime geliyor.”

Velhasıl seninle tanıştığıma memnun oldum Mirjana Karanović!

[/fusion_text]