çayım nerede?

Kosova’dan Belgrad’a taşınırken bilmediği bir yere yabancı biri olarak giden herkesin içinde hissedebileceği oranda endişelerim vardı. Yeni bir başlangıcın eşiğindeydim ve ama bir anlamda da bir bilinmeze adım atmak üzereydim. Belgrad’a gelmeden önce, orada karşılaşabileceğim sorunları Kosova’da edindiğim tecrübeler ışığında öngörmeye çalışıp önemler almaya çalıştım. Bulamayacağımı düşündüğüm (baharat mesela, çeşitli içecekler ve ilaç) şeyleri satın aldım, lüzumsuz olanları valizimi hafifletmek için attım.

Belgrad’a geldiğimde ise bambaşka sorunlarla karşılaşacağımı / karşılaşabileceğimi biliyor ve ama içimde bazı şeyleri doğru öngörüyor olmanın güvenini yaşıyordum. Ev bulup taşındıktan sonra kırk yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir pürüzle kısa süre sonra baş başa kalmış olduğumu anlayacaktım.

Eve yerleştikten sonra ilk işim, evin eksiklerini tamamlamak oldu. Mutfak ile ilgili en büyük eksiklik ise çaydanlık ve çaydı. Günlerce otelde kalmış, kahvaltı yaparken çayın eksikliğini müthiş derecede hissetmiştim. Eve de taşındığıma göre bir bardak tavşankanı çayı kesinlikle hak ettiğimi düşünüyordum!

Oturduğum semtten başladım aramaya önce. Sonra haritan büyük alışveriş merkezlerini buldum, oralarda demlik aradım. Yabancı olduğum için aradığım şeyi nerede bulacağımı bilemediğimi düşünüp enseyi karartmadım. Dükkânları gezerek çaydanlık aramaktan yorulmuştum. Komşum birkaç gün sonra bana  aradığım şeyi bulduğunu büyük bir heyecanla söyledi. Gösterdiği yerde satılanlar tek parçalı ve porselen çaydanlıklardı.

Yukarıda gördüğünüz paket elime geçer geçmez çay demledim. Mutfak dolabını bir de açtım ki ne göreyim, çay bardağı yok. O anki heyecan ve telaşla elime geçen ilk cam bardağa çayı koydum. Şöyle bir şey oldu…

viski bardağında çay olmadı pek….

İstediğim gibi ince belli bardak – ajda bardağı da olurdu- bulamayacağımı anlamam uzun sürmedi. Tamam, fazla dramatikleştirmeyeyim, çay bardağı yok ama fincan var yani.

Bu arada, oturduğum mahallede çay da satan bir -kuruyemiş dükkânı diyelim- yerin olduğunu keşfettim. Siyah çay, seylon çayı, kuruyemiş ve hatta lokum bile var. Lokumlar el yapımı ve gerçekten şahane!… Çayı da beğendim. Dükkâna girdiğim ilk gün, aradıklarımı bulmuşum, ağzım kulaklarıma varıyor tabii… Dükkân sahibi, çaydan kaç gram istediğimi sordu. Nasıl yani gram?! Ben çayı kilo ile alıyorum. Hayatımda ilk defa o gün 100 gram çay alıp dükkândan çıktım.